Taklitten Kurtulmak Zübeyt BOZKURT Ankara Medya
Taklitten Kurtulmak
Olması gereken “dini kavrama”
seviyelerinin biri İslam öğrencisinin başkasının taklitten özgür anlamaya
yükselmesi; ölmüş olsun ya da yaşıyor olsun başka kişilerin kafasıyla değil
kendi kafasıyla düşünmesidir. Allah (celle celalühu) ona aklı, yüceltip
kullanmaması için değil düşünüp tefekkür etmesi için vermiştir.
İmam İbni Cevzii’nin bu hususta
kavramamız ve ezberlemesi için başkalarına da anlatmamız gereken aydınlatıcı
sözleri var. Telbisü İblis kitabında taklit ve taklitçileri yererken şöyle der:
“ Bil ki taklitçinin taklit ettiği şeye karşı güveni yoktur. Ayrıca taklitle
aklın fonksiyonu ortadan kaldırılmış olur. Çünkü o tefekkür etmek ve düşünmek için
yaratılmıştır. Kendisine mum verilen kimsenin onu söndürüp karanlıkta yürümesi
ne çirkin bir şeydir!”
Kuran inançlarında ve
kabullendikleri fikirlerde dedelerinin ve babalarının veya efendilerinin ve
büyüklerinin yollarını takip ederek kendilerini küçülten ve akıllarını devre
dışı bırakan taklitçilere şiddetli bir savaş açmıştır. Kuran Mekki ve Medeni
pek çok sürede onları son derece aşağılanmış ve küçük düşürmüştür.
Allah’ın ( celle celaluhu) ataları
taklidi yeren şu buyruğu bize yeter: “ Onlara (müşriklere), Allah’ın indirdiğine uyun, denildiği zaman
onlar, Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız dediler. Ya
ataları bir şey anlamamış, doğruyla bulamamış idiyseler? Kâfirlerin durumu,
sadece çobanın bağırıp çağırmamızın işiten hayvanların durumuna benzer. Çünkü
onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple düşünemezler. Bakara Suresi
171
Büyükleri taklitte de Allah’ın
(celle celalühu) şu buyruğu yeter: “ Ey Rabbimiz! Biz reislerimize ve
büyüklerimize uyduk da onlar da bizi yolda saptırdılar, Rabbimiz! Onlara iki
kat azap ver ve onları büyük bir lanetle rahmetinle kov.” Ahzap Suresi 67-68
Araf Suresinde de ayeti kerime cehennemde
uyanlar ile uyuyanların birbirlerini yermelerinden ve lanet etmelerinden şöyle
bahseder:
“Her bir topluluk girdikçe
yoldaşlarını lanet edecekler. Hepsi birbiri ardından orada (cehennemde)
toplanınca, sonrakiler öncekiler için, Ey Rabbimiz! Bizi işte bunlar
saptırdılar! Onun için onlara ateşten
bir kat daha fazla azap ver! Diyecekler. Allah da, zaten herkes için bir kat
daha fazla azap vardır, fakat siz bilemezsiniz, diyecektir. Araf Suresi 38
Bilindiği gibi taklit, başkasının
sözünü, onu destekleyen açık bir delil olmaksızın sadece o kişi söylemiştir
diye alınmasıdır. Belki o şahsın hiçbir delili olmayabilir ya da bazen,
muhaliflerinin delilleri önünde duramayacak kadar zayıf bir delili olabilir. Taklidin
kaynağını taklitçinin o başkasına gösterdiği tazim ve onun kutsamasıdır. O,
Allah (celle celalühu) kendisini baş yarattığı halde kuyruk olmaya, hür
yarattığı halde düşünce de başkasının kölesi olmaya razı olmuştur.
Vahye uyumak ise, peygamberin
peygamberliği ve Kur’an‘ın ilahi kaynaklı olduğu kesin akli delillerle sabit
olduktan, yaratan, öğreten ve büyük kerem sahibi Rabbinin rabliği belli
olduktan, her şeyi bilen, çok hikmetli,
Rahman ve Rahim olan, hikmeti ve merhameti kullarını ortalıkta başıboş
ve şaşkın halde bırakmakla çelişen Allah’ın (celle celalühu) ilahlığı belli
olduktan sonra hiçbir şekilde taklit sayılamaz.
Vahyin varlığı kesin akli deliller
de ortaya çıktıktan sonra “İmam Gazali’nin”ifadesiyle; vahyi dinlemek ve
anlamak üzere kenara çekilir. Böylelikle akıl hatalarını düzeltecek, kendi
başına yol bulamayacağı esnada “ İlahi kurallara” ve “ Gaybi haberlere”
yönelecek, aklın ihtiyaç duyduğu hususlarda ölçüler ve kurallar koyacak;
kendisine de, inen ayetleri, belirtilen kurallar rehberliğinde açıklama ve
iletini (maksatlarını) belirtme hakkı tanıyacak, “ müminin aklı” ve Allah’ın(celle celalühu)
hidayetiyle hidayete ermişin düşüncesiyle” kâinattakileri keşfedip kullanmada büyük
yetki verecek ilahi hidayete, kılavuza bağlı kalacaktır.”
Akıl için heva ve hevese uyumaktan
sonra en tehlikeli şey, hayatımızda değişik biçimlerde hala görmekte olduğumuz
kör taklittir.
Kimileri akıllarını eskilerden ve
yenilerden yücelttikleri kimselere satmaya veya hiçbir bedel almadan vermeye
razı olmuşlardır.
İslam hukuku ile ilgilenen kimi
insanlar vardır ki akıllarını eski imamlarına ve son dönem üstatlarını
satmışlar ve bedelsiz vermeye razı olmuşlardır.
Buna mukabil yine akıllarını
batıdaki önderlerine ve üstatlarını satmış ve bedelsiz vermeye razı olmuş nice
batıcılar görüyoruz.
Liberalizm davetçileri de akıllarını
Liberal önderlerine satmışlardır. Bizden de iyilik ve kötülükte, tatlı ve
acıda, övülecek ve yerilecek hususlarda kendilerine uyumamızı isterler.
Kendi yuvasında yenilen Marksizm
çığırtkanları da akıllarını Marksist hoca ve üstatlarını satmışlardır Ve bizden
yaşantımızda ve hukukumuz da onun felsefesini kaynak edinmemizi isterler.
Muhtelif çeşitleriyle tüm beşeri
ideoloji ve felsefelerin propagandacıları aklarını bunlara satmışlar, Bizi de
kendileri ile birlikte akıllarımızı, programlarına ve hedeflerine karış karış
uymak üzere onlara satmaya çağırmışlardır.
Ne onlar ne de bunlar kendilerini “tabi olmaklık”tan kurtarmaya,
doğrusunu sahtesinden, İyisini kötüsünden, hakkını batıldan ayırıp bilmek,
böylece hakka uyup batıldan yüz çevirmek için İmamların görüşlerini, efendilerinin ve büyüklerinin fikirlerini
analize tabi tutmaya, bunları kesin akli kurallara ve sabit vahye sunarak Hakka
uyup batıldan uzaklaşmaya çalışmamışlar.
“ Hakikatten sonra batıldan başka ne
vardır.” Yunus Suresi 32
Bir ülkeye yabancı olanların o ülke
hakkında fikir yürütmeleri doğru değildir. Böyle bir şey, Ölülerin kabirlerinde
diriler hakkında hüküm vermelerine ve en hayati konularda fetva vermelerine
benzer.
Selam ve Dua ile
Zübeyt BOZKURT