Müşterek Noktada Birleşmek Zübeyt BOZKURT Ankara Medya
İnsanoğlu, bildiği,
alışkanlık olduğu şekilde harekete yakındır. Tamamen yabancısı olduğu, bir
fikri, düşünce ve yaşayışı doğrudan doğruya bir hamlede karşısındakilere kabul
ettirmek isterse, muhatabın bunu kabulü zorlaşacaktır. Bu sebeple davete,
muhatabın cevap temayülüne uygun olan ifadelerle başlamak, daha tesirli
olacaktır. Anlaşabilecek noktaları tespit ederek bu noktalardan hareketle tebliği
devam ettirmek daha çok fayda sağlayacaktır.
Müşterek
noktalarda birleşme metoduna örnek olarak şu ayeti kerimeyi verebiliriz. Deki Ey
Habibim; Ey ehli kitap! Hepiniz, bizimle sizin aranızda müsavi müşterek bir
kelimeye gelin, Allah’tan başkasına tapmayalım, ona hiçbir şeyi eş tutmayalım, Allah’ı
bırakıp kimimiz kimimizi rabler tanımasın.
Âli İmran Suresi 64
Davetçinin görevi,
muhatabını reddetmek, kötülemek, itham etmek, yıkıcı tenkit ve dedikodularla
yıpratmak değildir. Bilakis; anlatmak, anlaşmak, ikna etmek, esasa taalluk
etmeyen anlaşmazlıkları büyütmeden, müşterek noktalarda birleşerek hareket
ederek davetini yürütmektir. Böyle yapıldığı takdirde zaman gösterecektir ki, bir
takım cahili yaşayış ve düşünceleri olanlar, ihlas ve samimiyetle çalışanları
örnek alarak onlara itaba edecek, onların seviyesine geleceklerdir.
Peygamberimizin tebliğinde
muhataplarına bir fikri kabul ettirebilmek, bir düşüncenin zihinlerde iyice yer
etmesini sağlamak, dinleyicinin dikkatini toplayarak söyleyenlere gereken önemi
vermesini sağlamak üzere sık sık tekrarlama metoduna başvurduğunu görüyoruz.
Bazen insanların
hassasiyet ve titizlikle üzerinde durmaları gerekli çok önemli ve tehlikeli bir
şeyden bahsettiği zaman sayısı tespit edilemeyecek kadar, hatta kendisini ve
muhatapları fevkalade üzecek derecede çok tekrarda bulunduğu olurdu. Büyük
günahları sayarken yalan şahitlik etmeye gelince yasakladığı yerden doğrulu
vermiş, aman ha, yalan yere şahitlik, aman ha yalancı şahitlik…
Diye o derece
tekrarlamışlardır ki sahabe kiram Peygamberimiz keşke sussa! Diye
düşünmüşlerdi.
Kuranı Kerim de
değişik mevzuların önemine binaen tekraren başvurmuştur. Bu bazen aynı kelime de
bazen de ayetin bütününde olmuştur. Mesela: “benim azabın ve tembihlerim
nasılmış.” Kamer süresinde dört defa tekrar edilmiştir.
“O gün yalan
sayanların vay haline “Bu ayet murselat süresinde on defa tekrar edilmiştir. “Rabbinizin
hangi nimetini yalan sayabilirsiniz” Bu ayette rahman süresinde 31 defa tekrar
edilmiştir. Kuran ve sünnetteki tekrarlar, öncelikle mesajın önemli
oluşundandır. Ayrıca bu yöntem insan tabiatı için de gerekli ve yararlı bir
metottur.
İslam, mala,
makama fazlasıyla değer vermeyi, dünya ve dünyalığa ona bağlanıp kalmayı tasvip
etmemiş, insandaki aşırı mal sevgisini ve arzusunu fitne olarak tavsif
etmiştir. Onun, aşırılıkları engellemek, Azgınlıkları gemlemek üzere, yakından
konuyla ilgilenmesi göstermektedir ki, maddi vasıta ve imkânlar, insan ruhu
üzerinde büyük rol oynarlar.
O halde
davetçiler, muhatap da psikolojik etki yapan bu özellikten faydalanarak
hediyeler takdim etmeli ve muhatabına ihtiyaçları hususunda yardımcı olmalı,
maddi heves ve arzularına yeterince cevap vererek onun tatmin olmasını
sağlamalıdır. Peygamberimiz şöyle buyuruyor: kin ve husumeti giderici bir unsur
olarak karşılıklı hediyeleşiniz.
Başarılı davetçi, her
insana gereken düşüncelerin nasıl sunabileceğini bilen, hikmetle onu ikna
etmeye çalışan ve onu etkileyecek bir üslupla o kimseyi hareketini saflarına
çekebilen kişidir. Peygamberimizin şu sözünün sırrı budur: biz peygamberler
topluluğu; insanları hak ettikleri değerde değerlendirmek ve akılları gücünde
onlara hitap etmekle emrolunmuşuzdur.
İslam davetçilerinin
kafalarını meşgul eden sorunlardan birisi de nerede, nasıl başlayacağı
hususudur. Hiç şüphesiz başlangıç noktasını tespit, davetçiye bol vakit
kazandırdığı gibi ikna etme ve kişiyi davaya kazanma etkinliğini de çoğaltır.
Çoğu zaman davetçinin
karşılaştığı yeni unsurları davaya kazandırma çalışmasının başarısızlığa
uğramasının kaynağı, başlangıç noktasını yanlış takdir etmesi ve hastalığı iyi
teşhis etmemesi sebebiyle en sonda söylenmesi gerekenleri en başta söylemesi ve
en başta söylenmesi gereken hususları da sonraya bırakmasıdır. Peygamberimiz ne
doğru söyler: hiçbir kimse yoktur ki bir topluluğa akıllarının varamadığını
anlatsın da anlattıkları bir kısmı için fitne vesilesi olmasın.
Selam ve Dua ile
Zübeyt BOZKURT