Müslümanların Yardımlaşmaları Zübeyt BOZKURT
Müslümanların
Yardımlaşmaları!
Emperyalizme ve egemenlere karşı Müslümanların direnmelerinin en önemli edimi yardımlaşma ve dayanışmalarıdır. Müslüman olma bilinci açısından da önemlidir bu. Çünkü yardımlaşma bir ibadettir. Başta zekât, fitre ve sadaka yardımlaşmanın ölçülerini belirliyor.
Dünyada
kazanılanlar dünyada kalıyor. Bir insan Öteye malın kendisini değil, bu
mallardan olan kazanımlarını hayır yolunda harcadığında onun karşılığını
götürüyor. Biliniyor ki zekât zorunlu ibadetlerdendir. Kişinin kazancından
fakir, yoksul, çaresiz insanların hakkı vardır. Bunu İslam devletini
yönetenler, devlet adına yürütürler. Zekât vermeyenlere karşı direnilir. Ya da
bireyler bunu kendiliğinden yaparlar.
Dünyada
insanları sömüren, onların haklarına ve geleceklerine el koyan güçler;
yeryüzündeki bütün gelirlere, İnsan emeğine, hakkına el koyarlar ve gasp
ederler. Buna hakları yoktur. Yeryüzü, insanlığın ortak malıdır. İnsanlık ondan
hakkıyla, adil yararlanmak durumundadır. Devleti yönetenler bunu tanzim
ederler.
Günümüzde,
İnsanlık İslam devleti yönetiminden mahrumdur. Müslüman halkları ve milletini
yönetenler ve devletlerin yönetimleri lâik, seküler. Hem demokrasi adına hem de
krallıklar adına yönetenler, O kurumların ruhu gereği davranırlar. Krallar,
sınırları belirlenmiş olan Coğrafyayı kendi mülkleri olarak görür, sadece
kendisini, Çevresini ve birlikte yürüdüğü kimseleri gözetirler. Mülk onların,
Halk da onların kölesi konumunda.
Demokrasi
adına yönetilen toplumlarda da yönetimi ellerinde bulunduranlar onlardan farklı
değildirler. Onlar devletlerin imkanlarını kullanırlar, medyayı ve belirleyici
kurumları denetimlerinde tutarlar, istedikleri gibi yönetilir. Ne zaman ki
halkın gözünde düşerler o zaman yerlerine yenileri gelir. Üst egemenler de
onları kendi çıkarları doğrultusunda tutar ya da varlıklarını sürdürmelerine
yardımcı olurlar.
Günümüz
yönetimlerinin kahir ekseriyeti böyledir.
Dolayısıyla, insanlar bu dönemde mazlum konumundadırlar. Onların bu
durumları kendilerini çaresiz kılmakta.
Müslümanlar
bu dönemde yardımlaşmalarını kurumsallaştırdılar. Türkiye’deki Müslümanlar
bunun öncülüğünü yapıyorlar. Geçen yüzyılın çeyreğinden sonra dayanışma hem
ülke sınırları içinde hem de dışına taştı. Çeçenistan, Afganistan, Bosna
Savaşları sırasında yardımlaşma da ciddi bir hamle oldu. Bu hem dünya
egemenlerini hem de içerdiklerini rahatsız etti. Özellikle bu Bosna Savaşı ile
bu daha belirginleşti. Süleyman Mercümek olayı, Erbakan Hocaya atılan
iftiraların sebebi Müslümanların dayanışmalarının önü kesilmek adına türlü
oyunlar oynandı. 28 Şubat darbesinin arkasında yatan temel gerçeklerden biri de
budur. Müslümanların yardımlaşmalarına ön ayak olan önderler, kurumlar,
Şirketler, topluluklar baskı altına alındı. “Yeşil Sermaye” adı altında
bulunanlar kuşatma altına alındılar. Müslümanların dayanışmaları
etkisizleştirildi. Yardımda bulunan Öncüler karalandılar.
Mavi
Marmara olayı ile yardımlaşma kurumları terörist olarak nitelendirildiler.
Bu
dönemde, bu faaliyet alanlarını istismar edenler oldu. Çıkarcılar her zaman
tetikte dururlar. Onlar için sınır yoktur. Bunlar gerekçe gösterilerek
Müslümanların yardımlaşma kanalları kesilmeye çalışıldı. Büyük ölçüde de
başarılı olundu.
Daha da önemlisi, halkın bir bütün olarak kalkınması engellendi. Sadece belirli çevrelere izin verildi. Türkiye’nin güç ve imkanlarından yararlanan sınırlı ve belli bir kesim gözetildi. İmkanlar toplumun genelinden esirgendi.
İktidarların
değişmesi bu sonucu değiştirmedi maalesef. Onlar da kendilerine çıkar
sağlayacak farklı bir çevre oluşturdular. Bu imkanlardan yararlananlar “beyaz”,
yararlanmayanlar da “zenci” diye nitelendirildiler. Bugün bile kendilerine göre
daha zarif ifade edilmek adına “siyahi “olarak tanımlanıyorlar. Sonuçta toplumun çok büyük bir kesimi bu
konumda. Yardım sağlayanlar da onlar. Onlar güçsüzleştirilince yardımlaşma da
zayıfladı.
Egemenler
Müslümanların yaşadıkları Coğrafyayı denetimlerine alıyorlar iyice. Biraz olsun
bir kıpırdama vardı, bununda önüne geçiliyor. Krallıkla yönetilen coğrafyalarda
ne yazık yardımlaşma bilinci yok. Bu yoksunluk Müslümanların gücünü
zayıflatıyor. En önemli özelliklerini kullanamıyorlar.
Yardımlaşma bilinci, Müslümanların yeniden güç kazanmaları ve onların yeniden İslami öz ve duyguyla beslenmesinden geçiyor. Bunun içinde sahih önderlerin öne çıkması gerekiyor.
Selam ve Dua ile
Zübeyt
BOZKURT