Merhamet Nasıl Olunur - Zübeyt BOZKURT
Merhamet Nasıl Olunur
“Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak. İşte bunlar, sağ yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meymene).”[1]
Allah’ın, ahiret günü kurtuluşa
erenlerden olmaları, rahmetine ve cennetine kavuşa bilmeleri için kullarını
emrettiği hükümlerden biri ayette görüldüğü gibi merhameti birbirlerine
tavsiye edenlerden olmaktır. Hayatlarını Allah‘ın rızasını kazanmaya adayan
müminler olarak Allah’ın bu hükmünü eksiksiz ve kusursuz olarak yerine
getirmeye çalışırlar. Onların merhamet anlayışlarının temelinde Allah’a olan
samimi imanları yatar. Müminler, Allah’ın
izni dışında hiçbir olayın gerçekleşmeyeceğini ve onun kendilerine
bağışladıklarına ne kadar muhtaç olduklarını bilirler. Dayısıyla, Bu
kavrayıştan kaynaklanan bir tevazuya sahiptirler. İşte bu özellikleri de
onların merhametlerinin temelini oluşturur.
Aksi durumda, yani tevazu sahibi olmayan bir insan gerçek anlamda
merhametli de olamaz. Çünkü yalnızca kendisini düşünür, kendisini sever ve
kendi çıkarları, kendi nefsinin istekleri herkesten önce gelir. Bu
nedenle, başkalarının ihtiyaçlarını,
eksikliklerini hiç umursamaz. Kendi dışındaki kimseleri önemsiz ve değersiz
görür. Bunun doğal bir sonuç olarak da
kimseye karşı şefkat ve merhamet hisleri besleyemez.
Müminlerin merhamet göstermedeki kararlıklarının bir sebebi de
Allah’ın ahlakını yaşamaya çalışmalarıdır. Allah pek çok ayette açıkladığı gibi
merhametlilerin en merhametlisidir. Dolayısıyla müminler de merhameti güçlerinin
yettiği en son sınıra kadar yaşamaya çalışırlar.
Ayrıca Müminler, eğer
Allah’ın sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı ve Allah gerçekten şefkat
eden ve rahim olmasaydı ne yapardınız.[2] Ayetiyle
bildirdiği gibi Allah‘ın kendilerine olan şefkatine ve merhametine muhtaç
tırlar. Allah’ı kendilerine merhamet etmesini istedikleri için de diğer
müminlere karşı ellerinden geldiğince merhametli olmaya çalışırlar.
Her konuda olduğu gibi nasıl bir merhamet gösterecekleri konusunda
da kendilerine sınırları belirleyen bir ölçüyü tespit eden, yol göstericimiz Kurandır.
Bu yüzden merhameti ancak Allah‘ın merhamet edilmesini bildirdiği durumlarda ve
yine Allah‘ın belirlediği kişilere gösterirler.
Kurana uygun merhamet anlayışının farklılığı da işte bu noktada
ortaya çıkar. Zira din ahlakından uzak yaşayan insanların çoğu son derece
hatalı bir merhamet anlayışına sahiptirler. Şahit oldukları bir olay karşısında
haklıyı haksızı bilmeden, adil ve akılcı bir değerlendirme yapmadan ve en
önemlisi Kur’an‘ın hükümlerini gözetmeden cahilce bir acıma duygusuna kapılır
ve bu bakış açısıyla hareket ederler. Genellikle de hem kendilerini hem de
karşılarındaki insanları zarara sokabilecek girişimlerde bulunur, yanlış
yönlendirmeler yapar ve yanlış kararlar alırlar. Dolayısıyla da yaşadıkları
merhamet, Kur’an‘da emredilen güzel ahlaktan çok uzak bir yapı ortaya çıkarır.
Bununla bağlantılı olarak önemli bir konunun daha üzerinde durmak
gerekir. Halk arasında kurana göre yanlış bir merhamet anlayışı hâkim
olabilmektedir. Bu, karşı tarafa fayda yerine zarar getirecek bir merhamet
olması nedeniyle şeytani bir merhamet olarak nitelendirilebilir. Din ahlakından
uzak toplumlarda insanlar, karşılarındaki kişinin ahirette zarara uğrayıp
uğramayacağını düşünmeden her şeyi yapmalarına göz yumarlar. Örneğin kötü bir
ahlak göstermesine müsaade eder, Allah‘ın haram kıldığı bir fiili
uygulanmasında ses çıkaramaz, hatta bu konuda yardımcı olurlar.
Müminlerin bu konuda kendilerine aldıkları ölçü ise, gösterilecek
merhametin karşı tarafın ahiretini mutlaka olumlu yönde etkilemesidir. Kimi
zaman bir mümine olan sevgi ve merhametleri, nefislerine zor ve ağır
gelebilecek bazı noktalarda onlara müdahale veya eleştirilerde bulunmayı
gerektirebilir. Karşılarındaki kişinin yaptığı kötü bir tavırda onu
eleştirebilir, içinde bulunduğu durumdan caydıracak konuşmalar yapabilir,
Kur’an‘ın bir emri olarak kötülükten men edilebilirler. Asıl merhamet budur.
Çünkü müminler bunları yaparak, karşılarındaki kişinin nefsine ağır gelebilecek
bir söz söylemeyi, onun Kur’an dışı bir
hareketini engellemeyi göz alır, ama o kişinin sonsuz hayatını cehennem gibi
geri dönüşü olmayan bir azap içinde geçirmelerini göze almazlar. Bu nedenle de
Allah‘ın en beğeneceği ve en çok hoşnut olacağı ahlaklı yaşaması yönünde teşvik
ederek onu cennete hazırlar ve dolayısıyla de olabilecek en üstün merhamet
örneğini sergilerler.
Unutmamak gerekir ki, asıl merhametsizlik, karşı tarafın ahiretini
düşünmeksizin yaptığı yanlışlara bile bile seyirci kalmaktır.
Müminlerin gösterdikleri bu ahlak anlayışında kendilerine aldıkları
örnek ise kuşkusuz Allah‘ın “çok büyük bir ahlak”[3] üzerinde
olduğunu bildirdi peygamberimizdir. Allah Peygamberimizin üstün merhamet
anlayışını bir ayette. “ Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz onun
gücüne giden, size pek düşkün, Müminlere
şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir.[4] İfadesiyle
bildirilmiştir.
İşte bu ahlakı kendilerine örnek alan inananlar da müminlere
karşı, her an onların ahiret
menfaatlerini gözeterek, Allah’ın emrettiği şekilde şefkatli ve merhametli
davranırlar.