İslami Duruş Nasıl Olmalı ....Zübeyt Bozkurt
İslami Duruş
Nasıl Olmalı !....
Kıyamete kadar insanlığın son ve tek kurtuluş rehberi olan Kur'an'ın müntesipleri, yani biz Müslümanlar, son yüzyılda ne acıdır ki sadece "terörizm", "geri kalmışlık" ve "soykırım" kavramlarıyla birlikte anıldık. Ne garip bir tecellidir ki, 21. Yüzyılda adım attığmız şu dönemde uluslararası tasallutun pençesinde kan ağlayan da, "global düşman" ilan edilen de Müslümanlar...
Bu zaman
zarfından elimizde olanı, ya da bize hayat verecek olanı tahrip etmek,
yıpratmak, zedelemek ve "gözden düşürmek" adına elimizden geleni
ardımıza koymadık.
İslam inancına göre hayatın, Yüce Yaratıcı’nın irade ve
rızası doğrultusunda yaşanması esastır. Bunun da ancak Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat
itikadının hayatın temeline yerleşmesiyle mümkün olabileceğini düşünüyoruz.
Bu dünya imtihan
yeridir. Hayatın en tatlı zamanları, elemli, kederli hallerde bile Rabbimize
şükredildiği zamanlardır. Bu zamanlar, ölünceye kadar hep lezzetle hatırlanır.
Kişi dünyada
kimi severse, ahirette onunla beraberdir. Ahirette kiminle beraber olacağımızı
merak ediyorsak, dünyada kimi sevdiğimize, kiminle beraber olduğumuza
bakmalıyız. Ahirette de onunla beraber oluruz.
Derdimiz, bir
kişinin daha yanmaktan kurtulmasıdır. Müslüman, tatlı dilli güler yüzlü olur.
Müslüman edepli olur. Müslüman Ahlaklı ve Maneviyatlı olur.
Ancak terör
örgütleri ve kana susamış rejimler antik kentleri talan ediyor, İslam'ın en
değerli sanat eserlerini, kütüphanelerini, camilerini ve eserlerini yok
ediyorlar.
Dünyadaki tüm
Müslümanlar seslerini her türlü baskıya karşı yükseltmeli ve baskı
altındakilerin yanında durmalı.
"Müslümanlar
dünya nüfusunun dörtte birini oluşturuyor. Ancak Müslümanların küresel sistem
içerisinde hak ettikleri yeri alabilmesi için Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’da
düzenlenen altıncı D-8 zirvesinde D-8 Daimi Sekreteryası’nın İstanbul’da olmasına
karar verilmişti. Bu karar, 20 Şubat 2009 tarihinde imzalanan anlaşma ile
resmiyet kazandı. Bu yükü en iyi şekilde yönetmenin yoluysa Müslüman
toplumların ihtiyaçlarını şahsi çıkarların önünde tutmaktır.
Bunun İçin Herkes
elini artık taşın altına koysun” özellikle Türkiye olarak sorumluluk sahibi biz
olmalıyız. "Herkes çok iyi bilsin ki,
Demokrasi İçin Birlik Girişimi, "Açlığın, yoksulluğun, salgından
verdiğimiz her canın sorumlusu, ülkenin kaynaklarını sermayeye aktaran, salgını
şeffaf ve bilimsel yönetmeyen iktidarın politikaları. Bu gidişe dur demek
mümkün. Demokratik bir ülke için sesimizi ve gücümüzü birleştirelim"
özellikle dünya Müslümanları olarak Mahmmedi bir duruş sergilemeliyiz.
Doğruluk ve
dürüstlük, insanda bulunması gereken en önemli meziyettir. Gerek bireysel
gerekse toplum olarak mutlu, ahlaklı ve karakterli olabilmemiz, inanıyoruz ki
temelde doğruluktan ve dürüstlükten geçer.
Var olmanın,
var kalmanın ve bu yolda dik duruşun elbette bir bedeli olacaktır. Bu bedel,
kimi zaman çile, kimi zaman dışlanma, engellenme, yalanlanma, aşağılanma ve
kimi zaman da maldan ve candan
fedakârlığı gerektirebilecektir. İman, adâlet, hakkaniyet, nesil, aile ve vatan
gibi yüksek değerlerini koruma adına cesur yürekli yiğitlere sahip olamayan
millet ve devletlerin tarih sahnesinde şerefli bir şekilde varlığını sürdürmesi
tam bir hayaldir.
Peygamberler
başta olmak üzere nice Hak erleri, hakikat uğruna büyük zorluklara göğüs germiş
ve dik durmuşlardır. Onları yollarından çevirme adına önce cazip teklifler
gündeme getirilmiş, sonra tehditler savrulmuş ve nihâyet savaşlar bile göze
alınmıştır. Hak yolunu eğip bükme ya da davalarını tesirsiz hâle getirme
maksadıyla tavizler istenmiş, yumuşamaları ve gevşemeleri talep edilmiştir.
İşte böylesi
talepler karşısında dimdik durmaları için Rabbimiz peygamberler başta olmak
üzere bütün Hak erlerini zaman zaman uyarmış ve şöyle buyurmuştur:
“(Resûlüm! Seni
ve Hak’tan inen hakikatleri) yalanlayanlara sakın boyun eğip itaat etme! Onlar
arzu ettiler ki sen yumuşak davranasın da kendileri de yumuşaklık
göstersinler.” (Kalem Sûresi, 68-69)
“Ey peygamber!
Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et ve onlara karşı çetin dur, yumuşak
davranma! Onların varacakları yer cehennemdir. Ne kötü bir varış yeridir
orası!” (Tevbe Sûresi, 73)
“Muhammed,
Allah’ın Resûlüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin ve
şiddetli, birbirlerine karşı da merhametlidirler.” (Fetih Sûresi, 29)
Her ideal,
her görüş, her düşünce ve her felsefe kendine has bir duruşu sergiler. Din de
böyledir. Tek ve yegâne Hak Din İslâm da bizden kendisine has özel bir duruş
beklemektedir. Bu duruşun adı: İslâmî duruş’tur.
En son duruş “kıyamet duruşu”dur. Bu duruş Allah’ın huzurunda
hesap verme duruşudur. Mü’min olayları, kişileri değerlendirirken daima
kıyamette Allah’ın huzurundaki duruşu, sorgu gününü düşünür. Ahiret günü,
müslümanın her an hatırındadır.
Bugün… İslâmî bir duruşa, İslâmca, Kur’anca, müslümanca
duruş’a muhtacız. Bugün böyle bir duruşa şiddetle ihtiyaç var. Olayları,
kişileri, tarihi, coğrafyayı, siyaseti, ekonomiyi, bilimi, hayatı, geçmişi ve
geleceği değerlendirirken İslâmî bir duruş bekleniyor bizden..
SELAM VE DUA İLE
ZÜBEYT BOZKURT