İslam Davasında Kardeşlik Zübeyt BOZKURT
İslam Davasında Kardeşlik
"Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup
düzeltin ve Allah'tan korkun ki size merhamet edilsin." Hucurat Suresi 49/10 Ayeti
kerimede iki şey dikkatimizi çekiyor:
Bunlardan birincisi müminlerin kardeş olduğu hususu, ikincisi de
kardeşler arasında dargınlık, kırgınlık meydana gelirse, aralarının bulunup
barıştırılmalarıdır.
Evet, müminler kardeştir, onları birleştiren bağ din bağıdır, iman
bağıdır, inanç bağıdır. Onlar aynı kitaba, aynı Allah'a, aynı peygambere
inanırlar, aynı dinî kurallara bağlıdırlar.
İnsanları bir arada tutan, birleştiren, kaynaştıran birçok bağ vardır.
Bunların en kuvvetlisi hiç şüphesiz din bağıdır, inanç bağıdır.
Peygamber Efendimiz Medine'ye hicret ettiği zaman orada iki büyük Arap
kabilesi yaşıyordu. Bunlar Evs ve Hazreç kabileleri idi. Bu iki kabile
câhiliyye döneminde birbirlerine son derece düşman idiler. Aralarında savaşlar
çıkmış, bu savaşlar aralıklarla 120 sene devam etmişti. Bunların en şiddetlisi
Hz. Peygamber'in Medine'ye hicretinden önce tam beş yıl devam etmiş olan Buas
Savaşı idi. Bu savaşta her iki kabile de büyük kayıplar vermişti. Yahudiler
bunları tahrik ediyorlar, aralarındaki düşmanlığı kızıştırıyorlardı. Çünkü
bunların birleşmesi, güçlenmesi kendi aleyhlerine olurdu. Bu durum Hz.
Peygamberin Medine'ye hicret edip bu iki kabilenin İslâm ile müşerref
olmalarına kadar devam etmiştir. Allah, İslâm ile bu iki kabilenin arasındaki
düşmanlığı giderdi. Kalplerini birleştirdi. Hep beraber Allah'ın ipine
sarıldılar. Allah'ın ipinden başka hangi bağ onları birleştirebilirdi? Hangi
kuvvet onları kaynaştırabilirdi?
Yüce Rabbimiz Evs ve Hazreç kabileleri arasında önceden meydana gelen
olaylara işaret ederek şöyle buyuruyor:
"Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, ayrılıp bölünmeyin ve
Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz bir birinize düşmandınız,
Allah kalplerinizi birleştirdi de O'nun nimetiyle kardeş oldunuz. Siz bir ateş
çukurunun tam kenarındaydınız. Allah sizi ondan kurtardı. Allah doğru yolu
bulasınız diye âyetlerini size böylece açıklıyor." Al-i İmran Suresi3/103
Müslümanların birlik ve beraberlik içerisinde olmaları İslâm düşmanlarını
her dönemde rahatsız etmiştir. Büyük müfessir İbn Kesîr bu âyetin tefsirinde
şöyle bir olay anlatır: Yahudilerden biri, Evs ve Hazreç kabilesinin bir arada
bulunduğu bir topluluğa rastlar. Onları birlik ve beraberlik içerisinde görünce
rahatsız olur, adamlarından birini onların yanına gönderir. Oraya varıp
oturmasını, daha önce aralarında yıllarca devam eden harpleri hatırlatmasını
söyler. Adam gider, kendine söylenenleri yerine getirir. Bir an câhiliyye
duyguları kabarır, birbirlerine düşerler, kızarlar, silahlarını isterler,
kabilelerini yardıma çağırırlar. Harre denilen yerde karşılaşmak üzere
sözleşirler. Durum Allah Resûlüne bildirilince yanlarına gelir, onları teskin
etmeye çalışarak:
"Ben aranızda iken yine mi câhiliyye davası?" der ve yukarıdaki
âyeti okur. Onlar da yaptıklarına pişman olurlar, barışırlar, silahlarını atarlar
ve birbirlerinin boyunlarına sarılırlar.
Ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz, müminler arasındaki kardeşliği onlara bir
nimet olarak lütfettiğini belirtiyor. Gerçekten bu, Yüce Rabbimizin müminlere
bahşetmiş olduğu büyük bir lütuf ve nimettir.
Hz. Ömer Kudüs'ü fethedince halkına vermiş olduğu eman-nâmenin hutbesinde
sözlerine şöyle başlıyor:
"Hamdolsun O Allah'a ki bizi İslâm dini ile azîz etti. İman ile
şereflendirdi. Resûl-i Ekrem Muhammed hürmetine rahmetine nâil kıldı,
dalâletten kurtardı. Dağınık iken onun sayesinde bir araya getirdi.
Kalplerimizi birbirine ısındırdı. Düşmanlarımıza karşı muzaffer kıldı.
Memleketler ihsan etti. Bizi seven kardeşler haline getirdi. Ey Allah'ın,
kulları bu nimetlerden dolayı Allah'a hamd-ü senâ ediniz."
Medine'li olan Evs kabilesi ile Hazreç kabilesi arasında tesis edilen
kardeşliğe işaret edilmektedir. Bir de Peygamber Efendimiz Medine'deki
Müslümanlarla Mekke'den hicret eden Müslümanlar arasında kardeşlik tesis
etmiştir.
Şöyle ki; Sevgili Peygamberimiz, Medîne'ye hicret edince ilk yaptığı
işlerden biri orada bulunan Müslümanlar yani Ensârla Mekke'den hicret eden
Muhacirler arasında kardeşlik anlaşması yapmış olmasıdır. Mekke'li Muhacirler
yurtlarından, yuvalarından kopmuşlar, kavim ve kabilelerinden ayrı düşmüşler,
dinleri uğrunda mallarını, mülklerini Mekke'de bırakarak Medine'ye hicret
etmişler, böylece Kur'an-ı Kerim'in ifadesiyle "Muhacir" unvanını
almışlardı.
Medineli Müslümanlar da onları en yakınlarına, hatta kendilerine bile
tercih ederek her türlü yardım ve fedakârlıkta bulunmuşlar, bu yüzden Kur'an-ı
Kerimde, belirtildiği üzere "Ensar / yardımcılar" vasfıyla
anılmışlardır.
Bu kardeşlik anlaşmasının gayesi, Muhacirleri desteklemek, onların
yurtlarından ve yuvalarından uzak düşmelerinin vermiş olduğu gariplik ve ıstırabı
gidermek, mâlî sıkıntılarını bir ölçüde de olsa hafifletmek içindi.
Rasûlullah'ın Medîne'de Ensâr ve Muhacirler arasında tesis etmiş olduğu bu
kardeşlik, maddî ve manevî yardımlaşma esasına dayanıyordu. Ensar, Muhacir
kardeşlerini alıp evlerine götürdüler, mallarına ortak yaptılar.
Hatta başlangıçta Muhacir ile Ensar birbirlerine vâris bile oluyorlardı.
Bu durum Bedir muharebesine kadar devam etmişti.
Sadece, müminlerin kardeş olduklarını belirtmek yeterli değildir. Onların
kardeşliklerini pekiştirecek, kuvvetlendirecek esasların getirilmesi de
önemlidir.
Selam ve Dua İle
Zübeyt BOZKURT