İman Sahiplerinin Güzel Yaşantısı Zübeyt Bozkurt
İman Sahiplerinin Güzel Yaşantısı
“Rabbimiz Allah’tır!” deyip sonra da
özde ve sözde dosdoğru olarak inanç, amel ve ahlâkta sapmadan doğru yolu takip
edenler var ya, onlara hiçbir korku yoktur ve onlar asla üzülmeyeceklerdir. Onlar cennetin yâran ve yoldaşlarıdır;
yaptıklarının bir mükâfatı olarak orada ebedî kalacaklardır.”
Müminler, iman eder ve sonra da dosdoğru bir istikamet
tutturarak imanlarında kararlılık gösterirler.
Onlar, Rabbimiz ’den gelen her şeyde hayır olduğunu
bilir, her zaman şükredici olur ve O’na gönülden bağlanarak teslimiyet
gösterirler.
Onlar, Allah katında takva sahibidirler.
Allah onların bu samimi yakınlılarına karşılık hem
dünyada, hem de ahirette iyilik vaat etmiştir. Daha önemlisi onları rahmetiyle
kuşatmış, onlardan razı olmuş ve onlara sevgisini ve hoşnutluğunu yöneltmiştir.
Kuran’da bu şerefli karşılık şöyle müjdelenmiştir:
“İslâm’ı kabul ve ona hizmette öne
geçen Muhacir ve Ensar’ın ilkleri ile bunların yoluna en güzel bir şekilde
uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır.
Allah onlar için her tarafında ırmaklar çağlayan, içinde ebedî kalacakları
cennetler hazırlamıştır. İşte en büyük başarı ve kurtuluş budur.”[1]
Onlar dünyadan bir hırsa kapılmaz,
Allah’ın rızasına ve cennetini kazanmak için ahirete yönelirler. Allah onların
bu derin teslimiyetlerine karşılık onlara cennetin yanında dünya hayatının
nimetlerini de arttırır.
Bunun üzerine
Allah, onlara hem bu dünya menfaatlerini, hem de ahiret kazancının en güzelini
bağışladı. Zira Allah, güzel davrananları sever.[2]
Onlar, Dünyada karşılaştıkları
tüm zorluklara sabreder ve başlarına gelen sıkıntı her ne olursa olsun,
Allah’tan başka dostları, yardımcıları ve velileri olmadığını unutmazlar.
Onlar, ancak ona sığınıp ancak
ondan yardım dilerler.
Rabbimiz olan Allah onları
rahmetiyle kuşatır ve onların koruyuculuğunu üstlenir. Her olayı onların
lehlerine çevirir ve onların yollarını açar, onlara kolaylık diler. Daha da
önemlisi Allah’ın dostları olmaları nedeniyle onları yeryüzünde mutlak galip
olanlar kılar, onlara zafer verir ve onları dünyanın cennetin mirasçıları
yapar.
Mûsâ, kavmine şu tenbih ve tesellide
bulundu: “Allah’tan yardım isteyin ve sabredin! Şüphesiz bütün yeryüzü
Allah’ındır; ona kullarından dilediğini vâris kılar. Unutmayın ki, hayırlı son,
nihai zafer, ancak Allah’a karşı gelmekten sakınanların olacaktır.”[3]
Onlar, Rabbimizin rahmetine kavuşmayı içten arzu
eden, onun haşmetinden içleri titreyerek korkanlardır.
Onlar, Allah’a gönülden bağlı
olarak yakaranlardır.
Onlar, kendilerini kurtuluşa
ulaştırması, cehennem azabından korunması ve cenneti nasip etmesi için Allah’a
tüm kalpleriyle ve bütün acizlikleri ile yalvaranlardır. Rabbimiz de onları bu
candan yalvarışlarına karşılık verir ve onları sonsuza kadar rahmeti altında
yaşayacakları cennetlere yerleştir.
Cennet ehli o gün tatlı, mutluluk dolu
meşguliyetler içinde cennet nimetlerinden yiyip içerler.
Kendileri ve eşleri, gölgeler altında, koltuklara
kurulup yaslanırlar. Orada
onlar için çeşit çeşit meyveler ve canlarının çektiği her şey vardır. Bir de,
merhameti pek bol olan bir Rabden onlara hitaben “Selâm!” sözü vardır.[4]
İşte onlar, Allah’ın rızasını
kazanan iman sahipleridir.
[1] Tevbe Suresi 100