Her Şey Ona Aşık Zübeyt BOZKURT
Her
Şey Ona Aşık
Allah’a
ve O’nun Resul’üne gönül veren herkes, sevgi alfabesini hecelemeye başlayan
birer aşk okulu talebesidir. Dersleri ilerledikçe sevgileri de artar;
sevdiklerini canlarından da üstün tutmaya başlayınca, aşk denizine yavaşça
dalıverirler.
Balığa
göre su ne kadar hayatı ise, bu engin aşk dünyası da onlar için vazgeçilmez
olur. Feryadü figanlarına bakıp da onları hasta sananlar ve bu gerçek aşıkları
büyülü sevgi ikliminden koparmaya kalkışanlar, onların iyiliğini değil,
kötülüğünü istemiş olurlar.
Manevi
aşkı en güzel terennüm eden ve Peygamber aleyhi selam için yazdığı su kasidesiyle
gönül sultanlarının başında geldiğini ortaya koyan Fuzuli, aşk derdinden son
derece hoşnut olduğunu, ondan asla kurtulmak istemediğini, kendisine bu güzel
dertten kurtarmaya kalkan tabibin ona derman değil zehir sunacağına şu beytiyle
ne güzel ifade eder:
Aşk
derdiyle hoşem, el çek ilacımdan tabii!
Kılma
derman, kim helakim zehri dermanındadır.
Aşk
derdiyle bahtiyar olan, gönlünü Resülüllah aşkıyla en büyük saadet kabul eden
aşıklardan biri Mustafa Zekeriya’dır. Allah’ın sevgilisine azat kabul etmez
aşkla Bağlı olan ve bu sevdasını yazdı biz çok natle ortaya koyan Mustafa Zekayi,
Şahı Enbiya Efendimize şöyle yalvarıyor:
Ey
benim sultanım Efendim! Şu perişan Gönlümü aşkınla yak, kavur! Gerçekler
aleminde gerçekten var olan sensin. Kâinatta var olan her şey senin zatın
sayesinde vardır. Sen olmazsan bunların hiçbiri yaratılmazdı.
Saadet, senin derdinle yanmaktan ibarettir.
Senin şöyle bir dönüş bakışın, En büyük bir lütuf ve ihsan olduğu gibi, Gönül
derdine dermandır. Ben hem dünyada hem de ahiret de seni istiyorum.
Çaresizlerin imdadına yetişen lütfunu ve keremini umuyorum.
“Yanmada
derman buldu bu gönlüm” diyen Hacı Bayramı Veli Gibi gönlünü aşk ateşiyle
yakmayı en büyük saadet bilen aşıklardan merhum yaman dede , Resulullah aşkını
dile getirdiği yak Sinem’i ateşlere efganıma bakma diye başlayan meşhur
Natti’nde, aşk yarasının yine aşkla iyileşeceğini ve “aşkın yandıkça mutlu
olacağını” belirtmekte; Hat ağlayıp gözyaşı dökmenin aşk ateşine
hafifleteceğinden ve yanık bağrını serinleteceğinden korktuğunu söylemekte,
çektiği derdin çok büyük olduğunu, buna dağların, taşların bile dayanamayacağını
dile getirmekte, her şeye rağmen
gözyaşlarını tutmaya çalışarak için için yanmak istediğini, bu sebeple haline bakıp da kendisine
acımaması gerektiğini ifade etmektedir.
Peygamberi
peygamberliği ve peygamber sevgisinin mahiyetini bilmeyenler, peygamberimiz
hakkında şairlerin yanıp tutuşarak anlatmaya çalıştığı bu duyguları abartılı
bulabilirler. Onlara, seviyelerine göre hidayet, feraset ve anlayış dilemekten
başka ne yapabiliriz ki. Hatta namazlı Müslümanlar arasında bile bu kanaate
sahip olan gönül fukarası bulunabilir.
Böyle
bir hisse kapılınca, Peygamberimiz hakkında, onu peygamber olarak gönderen
Allah’ın sözüne kulak vermek ve onun, kendi Resul’ünü bize tanıtırken
kullandığı övgü ifadelerini hatırlatmak gerekir. Efendimiz ’in büyüklüğünü ifade
eden ayetler içinde bir tanesi, gönle gelen bu Kabil vehimleri bir anda silip
süpürecek berraklığa sahiptir. Allah Peygamberimize şöyle hitap ediyor:
Biz
seni bütün kâinata rahmet olarak gönderdik. ( Enbiya Süresi 107)
Resulullah’ı
bütün kâinata rahmet olarak gönderdiğini söyleyen herhangi bir kimse değil,
kaynatın ve bizi yaratan Allah’tır. Şu hâlde Cenabı Hakk’ın böylesine üstün
özelliklerle yarattığı ve kullarına hem hidayet O hem de şefaat için gönderdiği
bu rahmet peygamberine âşık olmak ve onu övgü dolu sözlerle yâd etmek kadar
tabii bir şey düşünülemez. Tabi olmayan bir şey varsa, O da Resulullah’a gönül
kapılarını kapamak ve ona karşı soğuk ve hissiz davranmaktır.
Bir
Müslümanın iyi bir mümin olabilmesi için peygamber aleyhi selamı, hadisi
şerifler de belirtildiği üzere, anasından, babasından, çoluk çocuğundan, hatta
kendi canımdan bile çok sevmesi gerekir. Onu böylesine derinden sevmeyen bir
Müslüman, İyi bir kul olduğunu iddia edemez. 18. yüzyıl şairlerimizden Lebiba,
peygamberimizi canında daha çok sevmeyen bir kimsenin, insan görünümünde olsa
bile, gerçekte adam sayılamayacağını
şeyle anlatır:
Seni
canı azizinden ziyade sevmeyen aşık
Hakikat
âleminden âdem olmaz ya Resulullah.
Bu
sebeple kâinatın ilk gününden son gününe kadar sana bütün kâinat aşıktır. Şu
alemde gizli, aşikâr, akıllı, akılsız, görünen, görünmeyen ne varsa, kısacası
her şey sana aşıktır. Senin o eşsiz güzelliğini görenler de aşık, görmeyenler
de.
Gören
aşık cemali ba Kemal’in görmeyen de aşık
O
gül ruhsara billahi hüdavendi Cihan aşık.
Gönüllerin
dizginini elinde tutan yüce Rabbimin, gönüllerimizi Resulullah aşkıyla
diriltmesini niyaz ederim.
Selam
ve Dua ile
Zübeyt
BOZKURT