Dijital Fitne ve Kaybolan Ölçü
Dijital Fitne ve Kaybolan Ölçü
İçinde bulunduğumuz çağ, yalnızca teknolojik bir dönüşüm değil; aynı zamanda insanın kalbiyle, zihniyle ve ahlâkıyla imtihan edildiği yeni bir dönemdir. Dijital dünya, görünürde kolaylık ve hız sunarken, derinlerde insanı kendi özünden uzaklaştıran bir etki oluşturmaktadır. Artık evlerimiz, sokaklarımız ve hatta kalplerimiz bile ekranların sessiz istilası altındadır.
İslâm nazarında insan, başıboş bırakılmış bir varlık değildir. Her davranışıyla sorumluluk taşıyan, ölçüye davet edilen bir kuldur. Ancak bugün bu ölçü giderek zayıflamakta, “helâl-haram” hassasiyeti yerini “beğeni-beğenilmeme” anlayışına bırakmaktadır. Oysa bir Müslüman için asıl ölçü, insanların takdiri değil, Allah’ın rızasıdır.
Dijital dünya özellikle gençlerimizi derinden etkilemektedir. Henüz kimliğini inşa etme aşamasında olan bir genç, sınırsız içeriklerin içinde yönünü kaybetmekte; doğru ile yanlış, hak ile bâtıl arasındaki çizgi bulanıklaşmaktadır. Şiddetin sıradanlaştığı, mahremiyetin değersizleştiği, ahlâkın ise göreceli hâle getirildiği bir ortamda yetişen bir nesilden sağlıklı bir duruş beklemek elbette zorlaşmaktadır.
Bugün yaşanan toplumsal olaylar, gençler arasında artan öfke ve şiddet eğilimleri, aslında bu kopuşun bir yansımasıdır. Kalp boş kalmaz; ya hakikatle dolar ya da boşluk başka unsurlarla doldurulur. Eğer bir çocuğun kalbine iman, edep ve merhamet yerleşmezse, o boşluk farklı etkilerle şekillenir.
İslâm ahlâkı, insanı dengede tutan en güçlü dayanaklardan biridir. Bu ahlâk, sadece ibadetlerle sınırlı değil; aynı zamanda davranışta, sözde, bakışta ve niyette kendini gösteren bir bütündür. Ancak burada önemli olan, bu değerlerin zorla değil, sevdirilerek ve yaşanarak aktarılmasıdır. Çünkü din, baskıyla değil, hikmetle ve güzel örneklikle gönüllere yerleşir.
Aile, bu noktada en temel kaledir. Eğer aile içinde sevgi, saygı, edep ve sorumluluk bilinci yerleşmemişse, dış dünyanın etkileri çok daha güçlü hâle gelir. Anne ve babanın yaşantısı, çocuğun en büyük öğretmenidir. Söylenen sözlerden çok, yaşanan hayat iz bırakır.
Öte yandan, sadece gençleri eleştirmek de adil değildir. Bugün yetişkinler de aynı dijital dünyanın içinde benzer bir savrulma yaşamaktadır. Ekranlara bağımlı hâle gelen, gerçek ilişkileri ihmal eden bir toplumun, sağlıklı bir nesil yetiştirmesi mümkün değildir. Önce büyüklerin kendi hayatlarını gözden geçirmesi gerekir.
İslâm, insanı aşırılıklardan uzak, dengeli bir hayata davet eder. Ne tamamen dünyadan kopuk bir anlayış ne de tamamen nefsin peşinden giden bir savrulma… Asıl olan, ölçüyü korumaktır. Dijital dünya da bu ölçü içinde kullanıldığında faydalı olabilir; ancak ölçü kaybolduğunda zarara dönüşmesi kaçınılmazdır.
Bugün yapılması gereken; yasaklamak değil, bilinç kazandırmaktır. Korkutmak değil, rehberlik etmektir. Gençlere sadece “yapma” demek yerine, “neden yapmamalı” sorusunun cevabını verebilmektir. Ve en önemlisi, onlara örnek olabilmektir.
Unutulmamalıdır ki, bir toplumun geleceği teknolojiyle değil, yetiştirdiği insanla belirlenir. Kalbi sağlam, vicdanı diri, inancı güçlü bir nesil varsa umut vardır. Aksi hâlde, en gelişmiş araçlar bile insanı kurtarmaya yetmez.
Bugün belki de en büyük sorumluluğumuz şudur: Ekranların değil, kalplerin hâkim olduğu bir hayatı yeniden inşa edebilmek. Çünkü insanı ayakta tutan şey, görüntüler değil; iman, ahlâk ve merhamettir.
“Hakikatin izinde yürümek, en büyük istikamettir”.
Selam ve Dua İle
Zübeyt BOZKURT