Davasına Gerçek Manada Kul Olmak Zübeyt Bozkurt Ankara Medya
Davasına Gerçek Manada Kul Olmak
İlk nesil davetlilerden bahsederken
onlarla ilgili öncelikli dikkat çekilecek husus kulluklarıdır. Onların her
hareketinde hatta her nefes alış verişlerinde bile kulluk endişesi bariz bir
şekilde kendini gösterir. Bu neslin tüm hayat programı kulluk eksenlidir. Tüm
tercihleri, bütün yönelişleri ve temel endişeleri Allah’a kul olma yolundadır.
Günlük hayatın meşgaleleri, davetin
sarsıcı imtihanları asla onların bu kulluk bilincini gevşetmektedir. Onlar,
Allah’a kul olarak özgürleştiler. Allah’a itaat ederek, kula kulluktan
kurtuldular. Sadece Allah’ı razı etme peşinde koştular. Allah için sevindiler,
Allah için üzüldüler. O’nun yolunda öfkelendiler O’nun için sakinleştiler.
Hayatlarını Allah’ın çizdiği
sınırlarla yaşadılar. Tüm egemenlikleri reddettiler. Sadece Allah’a hesap verme
derdinde oldular. Sadece Allah’ın kınamasından korktular. Yeryüzünde sadece
Allah’a kulluk edilsin diye bedel ödediler. “Bu yolda kim malını verir, kim
canını verir “ denilince “ önce ben “ demesini bildiler. Asla tereddüt etmediler.
Allah onlardan razı olsun. Kulluk
imtihanını en güzel şekilde verdiler. Onların iddiaları asla lafta kalmadı. Bir
ideolojiyi savunmadıkları için asla slogan adamı olmadılar. İş yapan adam
oldular; işin edebiyatını yapan adam olmadılar. Onları dışardan görenler
hayranlıklarını gizleyemediler. Bu muhteşem kulluk bilinci onların namazlarında
başlayıp, bütün hayat programına sirayet etti.
“Allah’u Ekber “ deyip namaza durunca, bütün dünyayı arkalarına atmasını
başardılar.
Söz konusu kulluk olunca ashabın
gözleri başka hiç bir şeyi göremedi. Kalpleri Allah’ın emrinde başkasına
meyletmedi. Mesela Allah’a kulluk olunca, tüm dünyalık işler ikinci planda
oldu.
Bir sahabe anlatıyor:
“Biz Usfan’da Resullah ile beraber
bulunuyorduk. Müşriklerin başında Halid b.
Velid olduğu halde bizi karşıladılar. Bizimle kıble arasına girdiler.
Hz. Peygamber bize öğle namazını cemaatle kıldırdı. Müşrikler bunu görünce:
Onlar bu hal üzerinde iken onları
aniden hücum etseydik! Onları gafil avlardık dediler. Sonra devamla, namaz
onlar için her şeyden, hatta canlarından ve çocuklardan daha sevimlidir. Biraz
sonra, bir namaz vakti daha gelecek ve namaza duracaklar. O zaman biz onlara
baskın yaparız dediler.
Çünkü müşrikler, asabın namaza
durduğunda dünyadan nasıl koptuklarını ve nasıl bir huşu ile ibadet ettiklerini
görmüşlerdir. Onların namazdaki bu halleri müşrikleri cezb ediyor ve ancak bu
halde müminlere saldırabileceklerini düşünüyorlardı.
Bunun üzerine daha ikindi olmadan
Cebrail korkun namazına dair Nisa süresindeki ilahi talimatı gönderdi.
O halde sen, mü'minler arasında iken onlara namazda imamlık
yapacaksan, yalnızca bir bölümünün silahlarını kuşanmış olarak, seninle namaza
dursunlar ve silahlarını da yanlarına alsınlar, bunlar secdeye vardıklarında
diğer kısım arkanızda beklesinler ve namazı kılmayan diğer gurup gelsin seninle
birlikte namaz kılsınlar, tedbirli olsunlar, silahlarını yanlarından
ayırmasınlar. Çünkü Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenler, sizin
silahlarınızı ve teçhizatınızı unutup bırakmanızı isterler ki, ani bir baskınla
üzerinize saldırabilsinler. Fakat yağmurdan dolayı sıkıntıya düşerseniz, yahut
hasta iseniz, namaz kılarken silahlarınızı bırakmanızda bir mahzur yoktur, ama
tehlikeye karşı daima hazırlıklı olun. Allah şüphesiz gerçekleri örtbas edenlere
alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.[1]
Onları bir kez görenler, onların
Allah’a olan bağlılıklarının ve kulluklarının canlarından, mallarından ve hatta
evlatlarından bile daha değerli olduğunu anladılar. Onların bu halleri
düşmanlarına korku salan, tedirgin eden ve umutsuzluğa sevk eden bir silaha da
dönüştü.
Yermük savaşında taraftalar karşı
karşıya geldiğinde, Rumların başkumandanı Kubuklar, Arapça bilen bir kişiyi
casus olarak ashabın arasına gönderdi. Giden kişi dönünce Kubuklar ona: “Onlar
nasıl buldun”? Diye sordu. Kısa bir süre aralarında kalan adam:
“ Bu adamlar geceleyin ruhban,
gündüze kahramandırlar dedi.
Çünkü onların gece ibadetine şahit
olmuştu. Gündüz koca bir orduyu darmadağın eden aslanların, gece olup da
Allah’ın huzuruna çıktıklarında nasıl secdeye kapandıklarını, gözyaşları içinde
kaldıklarına şahit olmuştu.
Bu hal, düşmana gözdağı veren bir
silah olmanın yanında, en büyük tebliğ aracına da dönüşmüştü. Onları, Allah’a
kulluklarını sunarken görenler, hayranlıklarını gizleyemiyor ve iman
heyecanıyla titriyorlardı. Resulullah’ın amcası, Şehitlerin sultanı Hz.
Hamza’nın göğsünü yaran, onun ciğerini vahşice çiğneyen Hind bile, onların bu
halleri karşısında teslim olmuştu. Gündüz cihattan dönen Müslümanların gece
ibadetini şahit olan Hind, Ebu Sufyana:
“Ben Muhammed’e biaat etmek istiyorum” dedi Ebu Süfyan ona
Daha önce ona küfür ediyor, onu inkâr ediyordun dedi.
Hind de:
Evet öyleydi. Fakat Allah’a yemin
ederim ki, ben bu geceden önce şu mescitte Allah’a gereği gibi ibadet
edildiğini görememiştim. Allah’a yemin ederim ki, bu adamlar sabaha kadar
kıyamda, rükuda ve secdede Allah’a ibadet ediyorlar dedi ve Müslüman oldu.
Ashab, Hind’e ciltler dolusu kitap
okutmadı, günlerce İslam ile ilgili
eğitim vermedi. Sadece halleri ve kullukları ile örnek oldular. En vahşi
cinayetleri bile işleyen bir kadın işte böyle iman etti.
Bu örneklerden de anlayacağımız
üzere, bütün bir hayatı kulluk bilinci ile yaşayarak hal ile örnek olmak, Modern zaman davetçilerinin temel prensibi olmak
zorundadır. Bu prensibin yeniden hayata dönüşü, davetin etkisinin ciddi bir
şekilde artmasına ve hedefe hızlı yaklaşmaya vesile olacaktır.